30 Eylül 2026 Çarşamba

5. Güvenilir Ürün Zirvesi-Yılmaz Parlar

  

5. Güvenilir Ürün Zirvesi’nde Geleceğin Gıdası Konuşuldu

Güvenilir gıda, yerli üretim ve sürdürülebilirlik İstanbul’da aynı masada buluştu

Bazen bir ürünün hikâyesi rafta başlamaz.

Toprağın altında başlar.

Üreticinin emeğinde, suyun korunmasında, fabrikadaki üretim hattında, laboratuvardaki kontrolde, ihracat kapısında ve sonunda tüketicinin sofrasında devam eder.

İşte 5. Uluslararası Güvenilir Ürün Zirvesi ve Feed the Future, tam da bu zincirin bütün halkalarını İstanbul’da aynı çatı altında buluşturdu.

29 Eylül 2026 Salı günü Florya Crowne Plaza Hotel’de gerçekleştirilen zirvede; güvenilir gıda, yerli ve milli üretim, ürün güvenliği, sürdürülebilirlik, ihracat, dijital dönüşüm, gıda israfı, geri dönüşüm, fonksiyonel gıdalar ve gastronominin geleceği ele alındı.

Güvenilir Ürün Platformu tarafından düzenlenen zirvenin ana teması ise “Yerli ve Milli Kahramanlar” oldu.

Celal Toprak’tan zirveye güçlü vurgu

Gıda Platformu Başkanı ve TGRT Haber Ekonomi Müdürü - Türkiye'de İş Dünyası Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Celal Toprak, açılış konuşmasında güvenilir gıdaya duyulan ihtiyacın ve toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekti.

Toprak, organizasyonun oluşmasında büyük emeği bulunan isimlerden Gıda Mühendisi Yardımcısı Elif Aşlamacı Attepe’nin katkısının altını çizerek zirvenin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

Ali Kopuz: “Yerli iş birlikleri ve somut kazanımlar”

Zirvenin önemli konuşmalarından birini İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kopuz yaptı.

Kopuz, konuşmasında öncelikle zirvenin gerçekleşmesinde emeği bulunan Celal Toprak ve arkadaşlarını, Elif Hanım’ı tebrik etti.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere organizasyona katkı sağlayan kurumlara teşekkür eden Kopuz, sivil kuruluşları ve iş dünyasını da kutladı.

Kopuz’un konuşmasındaki en dikkat çekici mesajlardan biri, zirvenin yalnızca bir buluşma olarak kalmaması gerektiğine ilişkin vurgusuydu.

“Gün boyunca gerçekleştirilecek toplantıların yerli iş birliklerine ve somut kazanımlara vesile olmasını temenni ediyorum.”

Kopuz, buluşmaların ülke, sektör ve bütün paydaşlar açısından hayırlı sonuçlar doğurması temennisinde bulunarak konuşmasını tamamladı.

Bu mesaj, zirvenin temel yaklaşımını da özetliyordu:

Konuşmak değil, konuşulanları üretime, iş birliğine ve somut sonuca dönüştürmek.

Hakkı Karabörklü: Ürün güvenliği artık uluslararası rekabetin de anahtarı

Zirvede dikkat çeken konuşmalardan biri de Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği Genel Müdürü Hakkı Karabörklü tarafından gerçekleştirildi.

Karabörklü, konuşmasında ürün güvenliğinin yalnızca vatandaşın sağlığını korumaya yönelik bir kamu görevi olmadığını; aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası ticaretteki konumu açısından da önemli bir başlık olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin Avrupa Birliği teknik düzenlemeleriyle uyumlu üretim sürecine dikkat çeken Karabörklü; tarım ürünlerinden gıdaya, sanayi ürünlerinden farklı ürün gruplarına kadar güvenilir ve mevzuata uygun üretimin önemini anlattı.

Konuşmasının merkezinde ise iki temel hedef bulunuyordu:

Vatandaşın sağlığını korumak ve güvenilir üretim yapan işletmelerin önünü açmak.

Karabörklü, ürün güvenliğine ilişkin düzenlemelerin yalnızca devletin denetim mekanizması olarak görülmemesi gerektiğine işaret ederek, üreticiden satıcıya kadar uzanan zincirin tamamında güvenilirliğin sağlanmasının önemini ortaya koydu.

Türk ürününün dünyadaki itibarı

Karabörklü’nün konuşmasında öne çıkan bir başka başlık ise Türk ürünlerinin uluslararası itibarı oldu.

Güvenilir üretimin yalnızca Türkiye'deki tüketici açısından değil, Türk ürünlerinin başka ülkelerdeki algısı ve Türkiye’nin dış ticaret kapasitesi açısından da önem taşıdığı vurgulandı.

Bu noktada ürün güvenliği; sağlık, kalite, çevre ve uluslararası mevzuatla birlikte değerlendirilen daha geniş bir çerçeveye taşındı.

Türkiye’nin dünyanın farklı pazarlarına ürün gönderebilmesi için üretim standartlarının ve güvenilirliğin uluslararası ölçekte karşılık bulması gerektiği mesajı öne çıktı.

Güvenilir ürünün sınırı artık ülke sınırları değil

Konuşmanın dikkat çekici taraflarından biri de güvenilirliğin artık yalnızca ulusal pazardaki bir mesele olarak görülmemesi oldu.

Ürün nerede üretiliyor?

Hangi standartlara göre üretiliyor?

Hangi pazara gönderiliyor?

Tüketici o ürüne ne kadar güveniyor?

Bu soruların tamamı, günümüz ticaretinde ürün güvenliğinin neden stratejik bir başlık hâline geldiğini gösteriyor.

Zirvede verilen mesajlardan biri de bu nedenle oldukça açıktı:

Türkiye’de güvenilir üretilen ürün, Türkiye’nin dünya pazarlarındaki itibarıyla birlikte değerlendirilmek zorunda.

Güvenilir ürün, üretimden ihracata uzanan zincir

Zirvenin açılışında Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kopuz, İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Bölüm Müdürü Umut Yiğit ve Gıda Platformu Başkanı Celal Toprak gibi isimler yer aldı.

Bu geniş katılım, güvenilir ürün konusunun yalnızca gıda sektörünün değil; kamu, özel sektör, üretici, ticaret ve tüketici zincirinin ortak konusu olduğunu ortaya koydu.

Davut Gül: Güvenilir ürün, sürdürülebilir sistemin parçası

İstanbul Valisi Davut Gül, güvenilir ürün konusunun hayatın her alanına dokunduğuna dikkat çekti.

Pandemi döneminde bazı ürünlere ulaşımda ve tedarik zincirlerinde yaşanan sorunları hatırlatan Gül; kaynakların verimli kullanılması, atıkların azaltılması, geri dönüşüm, toprağın ve suyun korunması gibi başlıkların birlikte düşünülmesi gerektiğini belirtti.

Gül ayrıca yerli ve milli üretimin, ülkelerin kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesi açısından önemini vurguladı.

16 iş insanına “Yerli ve Milli Kahraman” ödülü

Zirvenin en dikkat çekici bölümlerinden biri “Yerli ve Milli Kahramanlar” ödül töreni oldu.

Üretim, sanayi, gıda ve perakende sektörlerinde Türkiye ekonomisine katkı sağlayan 16 iş insanı ödüllendirildi.

Ödül alan isimler arasında Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Murat Yalçıntaş, İbrahim Erdemoğlu, Hulusi Oğuz, Kenan Demirtaş, Dr. Eren Günhan Ulusoy, Cem Şenocak, Davud Doğan, Ozan Turan, Hacı Mustafa Aydoğdu, Galip Aykaç, Mustafa Kürlek, Hakan Şişik, Turgay Terzi ve Veysel Memiş yer aldı.

Ekonomi ve iş dünyasının gündemi

Zirve, yalnızca gıda güvenliğiyle sınırlı kalmadı.

“Kaynaklar ve Kaynak Yaratanlar”, “Dijital Dünyada Yeni İş Modelleri”, “Dijital Dönüşümle Sınırları Aşanlar”, “Yerel Perakendede Rafa Girmek Ne Kadar Kolay?”, “Tasarımın Gücü ile Markalaşma Yolculuğu” ve “İhracatın Başkanları Anlatıyor: Dünyaya Satmanın Şifreleri” başlıklı oturumlarla iş dünyasının farklı alanları da masaya yatırıldı.
Böylece güvenilir ürün kavramı; üretimden markalaşmaya, perakendeden ihracata, dijitalleşmeden sürdürülebilirliğe kadar geniş bir ekonomik çerçevede ele alındı.

Gastronomi dünyası da zirvedeydi

Zirvenin gastronomi ayağında sürdürülebilir mutfak, fonksiyonel gıdalar, sağlıklı yaşam ve farklı gastronomi başlıklarında workshoplar gerçekleştirildi.

TURGİD tarafından düzenlenen etkinliklerde Yunus Emre Akkor, Asuman Kerkez, Nermin Öztürk, Süleyman Tarakçı, Cüneyt Asan, Fatih Sarp, Murat Tarhan, Tolgahan Tabak ve Uğur Gömeç gibi gastronomi dünyasından isimler yer aldı.

Balkan Kupası’nda Türkiye ikinci

Zirve kapsamında gerçekleştirilen özel söyleşide AGAFED Milli Takım Direktörü Chef Ceyda Özdemirli ile Türkiye’nin gastronomideki uluslararası başarısı konuştuk.

3. Topraktan Sofraya Edirne Gastronomi Festivali kapsamında düzenlenen Uluslararası Balkan Kupası’nda Türkiye ikinci oldu.

Romanya’nın birinci, Türkiye’nin ikinci, Arnavutluk’un üçüncü olduğu yarışmada Türkiye’yi AGAFED Milli Takımı temsil etti.

Milli takımda Direktör Chef Ceyda Özdemirli, Kaptan Chef Esra Yılmaz, takım üyeleri Chef Ümit Özdemir ve Chef Musa Can yer aldı.

Kadim Süryani lezzeti geleceğe taşınıyor

Yine Zirvede özel söyleşi yaptığımız  TA’MO Kadim Süryani Tatları ile Ayda Yılmaz  oldu.

Süryani kurabiyesiyle ödüle layık görülen Yılmaz, ürünün kendine özgü yapısını ve kültürel geçmişini anlattı.

TA’MO’nun Mardin kültüründen, hibiskusun karakterinden ve nesiller boyunca sofralarda yer bulan Süryani çöreğinden ilham aldığı belirti.

Böylece güvenilir ürün kavramının bir başka boyutu da

Geçmişten gelen bir lezzeti, güvenilir üretim anlayışıyla geleceğe taşımak.

Gıda israfı ve geri dönüşüm

Zirvede sürdürülebilirlik de önemli başlıklardan biri oldu.

29 Eylül’ün Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü olarak kabul edilmesi nedeniyle gerçekleştirilen workshoplarda gıda israfına karşı çözüm önerileri, fonksiyonel gıdalar ve ambalaj atıklarının geri dönüşümü ele alındı.

Döngüsel ekonomi konusunda farkındalık oluşturulmasına yönelik uygulamalı çalışmalar gerçekleştirildi.

750 başvuru, 120 jüri üyesi, 36 kategori

Zirvenin “geleceği besleyenler” başlığını ise Feed the Future ödülleri oluşturdu.

Türkiye genelinden yaklaşık 750 başvuru değerlendirilirken, 120 jüri üyesi 36 kategoride kazananları belirledi.

Kazananlar zirvenin akşamında düzenlenen ödül töreninde açıklandı.

Ve zirvenin geride bıraktığı soru…

İstanbul’daki zirve sona erdi.

Salon boşaldı.

Paneller tamamlandı.

Ödüller sahiplerini buldu.

Ancak geriye yalnızca fotoğraflar ve ödüller kalmadı.

Bir soru da masada kaldı:

Geleceğin dünyasında güvenilir ürünü nasıl üreteceğiz?

Çünkü artık mesele sadece daha fazla üretmek değil.

Toprağı koruyarak üretmek.

Suyu koruyarak üretmek.

Üreticiyi koruyarak üretmek.

Tüketicinin güvenini kazanarak üretmek.

Dünya pazarlarının standartlarını karşılayarak üretmek.

Ve bütün bunları sürdürülebilir bir sistem içerisinde yapmak.

5.Uluslararası Güvenilir Ürün Zirvesi’nin verdiği mesaj, tam da bu noktada anlam kazanıyor:

Geleceği beslemek istiyorsak, önce güvenilir üretimi büyütmek gerekiyor.

“Yerli ve Milli Kahramanlar” temasıyla gerçekleştirilen zirve; kamu, iş dünyası, üretici, gastronomi ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirerek güvenilir ürün kavramının Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğindeki yerini yeniden gündeme taşıdı

yilmazparlar@yahoo.com

The Future of Food Discussed at the 5th International Reliable Product Summit

Reliable food, local production and sustainability brought together in Istanbul

Sometimes the story of a product does not begin on the shelf.

It begins beneath the soil.

It continues through the producer’s labor, the protection of water resources, the production line in the factory, quality controls in the laboratory, the export gate and, ultimately, the consumer’s table.

The 5th International Reliable Product Summit and Feed the Future brought all these links of the chain together under one roof in Istanbul.

Held on Tuesday, September 29, 2026, at the Florya Crowne Plaza Hotel, the summit addressed reliable food, local and national production, product safety, sustainability, exports, digital transformation, food waste, recycling, functional foods and the future of gastronomy.

Organized by the Reliable Product Platform, the main theme of the summit was “Local and National Heroes.”

Celal Toprak highlights the importance of reliable food

Celal Toprak, President of the Food Platform and Editor-in-Chief of Türkiye'de İş Dünyası magazine, emphasized in his opening remarks the need to increase awareness of reliable food and its importance for society.

Toprak also highlighted the major contribution of Food Engineer Assistant Elif Aşlamacı Attepe to the organization and thanked everyone who contributed to the preparation of the summit.

Ali Kopuz: “Local cooperation and concrete achievements”

One of the important opening speeches was delivered by Ali Kopuz, Chairman of the Board of the Istanbul Commodity Exchange.

Kopuz congratulated Celal Toprak and his colleagues, as well as Elif Aşlamacı Attepe, for their efforts in organizing the event.

He also thanked the Ministry of Agriculture and Forestry, the Ministry of Trade and the institutions contributing to the organization, while congratulating civil society organizations and the business community.

Kopuz emphasized that the meetings held throughout the day should go beyond discussion and create tangible outcomes.

“I hope the meetings held throughout the day will lead to local cooperation and concrete achievements.”

He expressed his hope that the summit would produce beneficial results for Türkiye, the sector and all stakeholders.

Hakkı Karabörklü: Product safety is also a key to international competitiveness

Another important speech at the summit came from Hakkı Karabörklü, General Director of Product Safety at the Ministry of Trade.

Karabörklü emphasized that product safety is not only a public responsibility aimed at protecting citizens’ health, but also an important factor in Türkiye’s position in international trade.

He drew attention to Türkiye’s alignment with European Union technical regulations and stressed the importance of reliable and legally compliant production across agricultural products, food, industrial goods and other product groups.

At the center of his remarks were two fundamental objectives: protecting public health and supporting businesses that produce safely and in compliance with regulations.

He also emphasized that product safety should not be viewed solely as a government inspection mechanism. Reliability must be maintained throughout the entire chain, from producer to seller.

The international reputation of Turkish products

Another important theme in Karabörklü’s remarks was the international reputation of Turkish products.

Reliable production matters not only for consumers in Türkiye, but also for the perception of Turkish products in international markets and the country’s foreign trade capacity.

Product safety therefore extends beyond health and quality to include environmental considerations and international regulations.

For Turkish products to reach markets around the world, production standards and reliability must have international recognition.

Reliable products: From production to exports

The summit brought together Deputy Minister of Agriculture and Forestry Prof. Dr. Ahmet Gümen, Istanbul Governor Davut Gül, Istanbul Commodity Exchange Chairman Ali Kopuz, İş Bank Agriculture Banking Marketing Department Manager Umut Yiğit and Food Platform President Celal Toprak, among other representatives.

The broad participation demonstrated that reliable products are not merely a concern for the food sector. They are a shared responsibility involving the public sector, private sector, producers, trade and consumers.

Davut Gül: Reliable products are part of a sustainable system

Istanbul Governor Davut Gül underlined that reliable products affect every aspect of daily life.

Referring to supply-chain difficulties experienced during the pandemic, Gül emphasized the need to consider efficient use of resources, waste reduction, recycling, and the protection of soil and water together.

He also highlighted the importance of local and national production in enabling countries to meet their essential needs.

16 business leaders honored as “Local and National Heroes”

One of the most notable sections of the summit was the “Local and National Heroes” award ceremony.

Sixteen business leaders contributing to Türkiye’s economy in production, industry, food and retail received awards.

The award recipients included Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Murat Yalçıntaş, İbrahim Erdemoğlu, Hulusi Oğuz, Kenan Demirtaş, Dr. Eren Günhan Ulusoy, Cem Şenocak, Davud Doğan, Ozan Turan, Hacı Mustafa Aydoğdu, Galip Aykaç, Mustafa Kürlek, Hakan Şişik, Turgay Terzi and Veysel Memiş.

Business and the new economy

The summit went far beyond food safety.

Sessions titled “Resources and Those Who Create Resources,” “New Business Models in the Digital World,” “Breaking Borders Through Digital Transformation,” “How Easy Is It to Get on the Shelf in Local Retail?,” “The Journey of Branding Through the Power of Design,” and “Export Leaders Explain: The Secrets of Selling to the World” addressed different dimensions of the business world.

Reliable products were therefore discussed within a broader economic framework covering production, branding, retail, exports, digitalization and sustainability.

Gastronomy takes the stage

The gastronomy program featured workshops on sustainable kitchens, functional foods, healthy living and different aspects of gastronomy.

Events organized by TURGİD featured prominent gastronomy professionals including Yunus Emre Akkor, Asuman Kerkez, Nermin Öztürk, Süleyman Tarakçı, Cüneyt Asan, Fatih Sarp, Murat Tarhan, Tolgahan Tabak and Uğur Gömeç.

Türkiye finishes second in the Balkan Cup

As part of the summit, I personally interviewed AGAFED National Team Director Chef Ceyda Özdemirli about Türkiye’s international achievements in gastronomy.

At the International Balkan Cup, held during the 3rd From Soil to Table Edirne Gastronomy Festival, Türkiye finished second, behind Romania and ahead of Albania.

The Turkish national team was represented by Director Chef Ceyda Özdemirli, Captain Chef Esra Yılmaz, Chef Ümit Özdemir and Chef Musa Can.

An ancient Syriac flavor carried into the future

I also conducted a special interview with Ayda Yılmaz of TA’MO Ancient Syriac Flavors at the summit.

Yılmaz, whose Syriac cookie received an award, spoke about the product’s distinctive character and cultural heritage.

TA’MO draws inspiration from the culture of Mardin, the character of hibiscus and the traditional Syriac pastry that has been part of family tables for generations.

In this sense, reliable products also represent the preservation of cultural heritage: carrying a flavor from the past into the future through reliable production.

Food waste and recycling

Sustainability was another major theme of the summit.

As September 29 is recognized by the United Nations as International Day of Awareness of Food Loss and Waste, workshops focused on solutions to food waste, functional foods and the recycling of packaging waste.

Practical activities were also organized to raise awareness of the circular economy.

750 applications, 120 jury members and 36 categories

The Feed the Future Awards formed the “future-feeding” dimension of the summit.

Approximately 750 applications from across Türkiye were evaluated, while 120 jury members selected winners in 36 categories.

The winners were announced at the award ceremony held in the evening.

And the question left behind by the summit…

The summit in Istanbul came to an end.

The panels concluded.

The awards were presented.

The photographs were taken.

But the event left behind more than awards and memories.

It left a question:

How will we produce reliable products in the world of tomorrow?

Because the issue is no longer simply producing more.

Producing while protecting the soil.

Producing while protecting water.

Producing while protecting producers.

Producing while earning consumers’ trust.

Producing according to the standards of global markets.

And doing all of this within a sustainable system.

The message of the 5th International Reliable Product Summit is clear:

If we want to feed the future, we must first strengthen reliable production.

Under the theme of “Local and National Heroes,” the summit brought together representatives from government, business, production, gastronomy and civil society, placing the role of reliable products in Türkiye’s economic and social future once again at the center of the agenda

yilmazparlar@yahoo.com

24 Eylül 2026 Perşembe

Para, Yatırım ve Güven-Yılmaz Parlar

 

Para, Yatırım ve Güven

Fon Krizi Ne Anlatıyor?

Ümit Özdağ’ın fon krizi üzerinden gündeme taşıdığı soru; Finans sistemi kimin için çalışıyor?

“Büyük finans kuruluşları, müşterilerinin değil, kendilerinin kâr etmesi için kurulmuştur.”

Tony Robbins’in bu sözü, finans dünyasının en temel tartışmalarından birine dikkat çekiyor: Paranın sahibi ile parayı yöneten sistemin çıkarları her zaman aynı noktada buluşuyor mu?

Francis Bacon’ın yüzyıllar önce söylediği, “Para iyi bir hizmetkârdır, ama kötü bir efendidir” sözü ise meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor.

Çünkü para, doğru kullanıldığında insanın hayatını kolaylaştıran bir araçtır. Ancak para kazanma arzusu, finansal sistemin nasıl çalıştığına ilişkin sorgulamanın önüne geçtiğinde, yatırım ile risk arasındaki çizgi giderek belirsizleşebilir.

Bugün Türkiye’de tartışılan fon krizi de yalnızca rakamlardan ibaret bir finans meselesi olarak görülmemeli. Ortada aynı zamanda yatırımcı, denetim, şeffaflık ve güven soruları bulunuyor.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın 24 Eylül 2026 tarihli basın toplantısında yaptığı açıklamaların önemli bir bölümü tam da bu noktaya odaklandı.

455 bin yatırımcının gündeme geldiği kriz

Özdağ, konuşmasında 131 fonun işlemlerinin durdurulduğunu ve yaklaşık 455 bin yatırımcının bu süreçten etkilendiğini ifade etti. Ayrıca yaklaşık 20 milyar dolar düzeyinde bir zarardan söz etti.

Buradaki temel soru yalnızca “Ne kadar para kaybedildi?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Bu riskler ne zaman fark edildi ve yatırımcı neden daha erken korunamadı?

Özdağ’ın aktardığı bilgilere göre Sermaye Piyasası Kurulu'nun açıklamasında, 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonlarda şüpheli fiyat hareketlerinin gözlendiği belirtiliyor. Konunun 2 Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine geldiği, 3 Aralık'ta ise SPK bünyesinde bir çalışma grubu oluşturulduğu ifade ediliyor.

İşte tartışmanın en önemli noktası burada ortaya çıkıyor:

Risk daha önce görülmüşse neden sonuç bu noktaya geldi?

Yatırımcıya “piyasa riski” demek yeterli mi?

Finans piyasalarının temel kurallarından biri risk kavramıdır.

Her yatırımın bir riski vardır.

Ancak yatırımcının karşı karşıya olduğu risk ile sistem içerisinde meydana gelen olası manipülasyon veya denetim sorunları aynı şey değildir.

Özdağ da konuşmasında bu ayrımı özellikle vurguluyor ve vatandaşın yalnızca “piyasa riski var” denilerek yaşananların açıklanamayacağını savunuyor.

Bu noktada sıradan yatırımcının durumunu düşünmek gerekiyor.

Emekli maaşından para biriktiren bir vatandaş…

Çocuğunun eğitim masrafını karşılamak için yıllarca tasarruf eden bir aile…

Ev almak için para biriktiren bir çalışan…

İşletmesinin sermayesini değerlendirmek isteyen küçük bir girişimci…

Bunların tamamı finans piyasalarının içinde yer alabilir.

Dolayısıyla finansal sistemde meydana gelen büyük bir sorun, yalnızca profesyonel yatırımcıların veya büyük sermaye sahiplerinin problemi değildir.

Finansal güven, doğrudan vatandaşın hayatına dokunan bir meseledir.

Asıl mesele: Sistem neden çalışmadı?

Özdağ’ın açıklamalarında dikkat çeken noktalardan biri de tartışmayı belirli şirketlerin veya kişilerin üzerine bırakmak yerine daha geniş bir sistem sorgulamasına taşıması.

SPK ne biliyordu?

Ne zamandan itibaren biliyordu?

Hangi tedbirler alındı?

Hangi tedbirler alınmadı?

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bilgisi neydi?

Finansal İstikrar Komitesi'nde hangi konular görüşüldü?

Borsa İstanbul hangi sinyalleri gördü?

Ve en önemlisi:

Neden aylar boyunca büyüyen risk sonunda küçük yatırımcının üzerine kaldı?

Bu soruların tamamı, finans piyasalarının yalnızca para kazanma alanı olmadığını hatırlatıyor.

Finans piyasalarının temelinde güven vardır.

Para kazanmak başka, sisteme güvenmek başka

Bir yatırımcı yatırım yaparken yalnızca getiriye bakmaz.

Piyasadaki kuralların uygulanacağına, denetim mekanizmalarının çalışacağına, yatırım yaptığı ürünle ilgili bilgilerin doğru olduğuna ve gerektiğinde sistemden çıkabileceğine de güvenmek ister.

Özdağ’ın konuşmasında özellikle 16-17 Eylül tarihlerinde zararına dahi olsa fonlardan çıkmak isteyen yatırımcıların işlem yapamadığı yönündeki iddialar gündeme getiriliyor.

Burada finansal sistem açısından kritik soru ortaya çıkıyor:

Yatırımcı parasını sisteme sokabiliyor ama kriz anında sistemden çıkamıyorsa, yatırımcının sistem hakkındaki güveni ne olur?

İşte bu nedenle mesele yalnızca bir fonun performansı veya borsadaki günlük fiyat hareketleri değildir.

Mesele, finansal sistemin vatandaşta oluşturduğu güven duygusudur.

Yabancı yatırımcı açısından da aynı soru

Türkiye'nin finansman ihtiyacı düşünüldüğünde konu yalnızca yerli yatırımcı açısından da değerlendirilemez.

Özdağ, fon piyasasındaki kriz ile hukuk güvenliği, şeffaflık ve piyasa bütünlüğü arasında bağlantı kuruyor. Yabancı yatırımcının da yüksek getirinin yanında kuralların güvenilir biçimde uygulanmasını, şeffaflığı ve piyasa bütünlüğünü dikkate aldığını belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında finans piyasalarındaki güven kaybı, yalnızca yatırımcının portföyünü değil, ülkenin dış finansman maliyetlerini de ilgilendiren bir konu haline gelebilir.

Ekonomi, enerji ve finans aynı zincirin halkaları

Türkiye'nin enerji ithalatına bağımlılığı da finansal tabloyu daha karmaşık hale getiriyor.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş döviz ihtiyacını artırabilir; cari denge, enflasyon ve kur üzerinde baskı oluşturabilir.

Böyle bir ortamda finans piyasalarına ilişkin güven sorununun ortaya çıkması, ekonomik sorunların birbirinden bağımsız olmadığını gösteriyor. Özdağ da konuşmasında enerji fiyatları, döviz ihtiyacı, enflasyon ve fon krizini aynı ekonomik çerçevede ele alıyor.

Yani vatandaşın cebindeki para ile uluslararası piyasalardaki gelişmeler arasında sanıldığından çok daha doğrudan bir bağlantı bulunuyor.

Yatırımcı olmak ne demek?

Belki de bu tartışmanın en önemli tarafı burada.

Bir insan parasını bir fona yatırdığında sadece “yatırımcı” sıfatını kazanmış olmaz.

Aynı zamanda finansal sistemin kurallarına güvenen bir vatandaş haline gelir.

Bu nedenle yatırım kültürünün yalnızca “hangi fon daha çok kazandırıyor?” sorusuna indirgenmemesi gerekiyor.

Risk nedir?

Fon nasıl yönetiliyor?

Denetleyen kurum kim?

Yatırımcı gerektiğinde parasını nasıl çekebilir?

Bilgi ne kadar şeffaf?

Bir problem ortaya çıktığında kim hesap verecek?

Bunlar da en az getiri oranı kadar önemli sorular.

Çünkü para gerçekten iyi bir hizmetkâr olabilir.

Ancak finansal sistemin işleyişi sorgulanmadığında, insanın paraya değil, sistemin kendisine bağımlı hale gelmesi riski ortaya çıkar.

Asıl ihtiyaç güven

Ümit Özdağ’ın 24 Eylül basın toplantısındaki finans bölümünün en önemli mesajı da burada toplanıyor.

Özdağ, yaşananları yalnızca birkaç portföy yönetim şirketi üzerinden değerlendirmenin yeterli olmayacağını; sistemsel, hukuksal, finansal ve yönetimsel hata zincirinin ortaya çıkarılması gerektiğini savunuyor.

Vatandaşın beklentisi ise aslında oldukça basit:

Kurallar uygulansın.

Denetim zamanında yapılsın.

Piyasa şeffaf olsun.

Aynı kurallar herkes için geçerli olsun.

Yatırımcı neyle karşı karşıya olduğunu bilsin.

Çünkü finans piyasalarının en değerli varlığı sadece para değildir.

Güvendir.

Ve güven kaybolduğunda, kaybedilen yalnızca bir yatırım hesabındaki rakamlar olmaz; insanların ekonomik sisteme duyduğu inanç da bundan etkilenir.

yilmazparlar@yahoo.com

Money, Investment and Trust

What Does the Fund Crisis Tell Us?

The question raised by Ümit Özdağ through the fund crisis: Who does the financial system work for?

“Major financial institutions are established to make profits for themselves, not for their customers.”

This statement by Tony Robbins draws attention to one of the fundamental debates in the financial world: Do the interests of those who own the money and those who manage the money always coincide?

Francis Bacon’s centuries-old observation, “Money is a good servant but a bad master,” reveals another dimension of the issue.

Money, when used properly, is a tool that can make people’s lives easier. However, when the desire to make money takes precedence over questioning how the financial system operates, the line between investment and risk can become increasingly blurred.

The fund crisis currently being discussed in Türkiye should therefore not be viewed merely as a matter of financial figures. It also raises questions about investors, supervision, transparency and trust.

A significant part of the statements made by Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ at his press conference on September 24, 2026, focused precisely on this point.

A crisis involving 455,000 investors

In his speech, Özdağ stated that the transactions of 131 funds had been suspended and that approximately 455,000 investors had been affected by the process. He also referred to a loss of approximately 20 billion dollars.

The fundamental question is not only, “How much money was lost?”

The real question is:

When were these risks identified, and why were investors not protected earlier?

According to the information cited by Özdağ, the Capital Markets Board of Türkiye indicated that suspicious price movements had been observed in certain funds during the last quarter of 2025. It was stated that the issue was brought before the Financial Stability Committee on December 2, 2025, and that a working group was established within the Capital Markets Board on December 3.

This is where one of the most important points of the debate emerges:

If the risk had been identified earlier, why did the situation reach this point?

Is telling investors “there is market risk” enough?

One of the fundamental concepts of financial markets is risk.

Every investment carries risk.

However, the risk faced by an investor is not necessarily the same thing as possible manipulation or supervisory problems within the system.

Özdağ particularly emphasizes this distinction in his remarks, arguing that what happened cannot simply be explained to citizens by saying, “There is market risk.”

At this point, it is necessary to consider the situation of ordinary investors.

A citizen saving money from a pension…

A family saving for years to cover their child’s education…

A worker putting money aside to buy a home…

A small entrepreneur seeking to manage and invest the capital of their business…

All of them can participate in financial markets.

Therefore, a major problem within the financial system is not merely an issue for professional investors or large capital holders.

Financial trust is an issue that directly affects citizens’ lives.

The real issue: Why did the system fail?

One of the notable aspects of Özdağ’s statements is that he moves the discussion beyond specific companies or individuals and toward a broader examination of the system.

What did the Capital Markets Board know?

When did it know?

What measures were taken?

What measures were not taken?

What did the Ministry of Treasury and Finance know?

What issues were discussed within the Financial Stability Committee?

What signals did Borsa İstanbul observe?

And most importantly:

Why did the risk, which had been growing for months, ultimately fall on small investors?

All these questions remind us that financial markets are not merely places for making money.

At the foundation of financial markets lies trust.

Making money is one thing; trusting the system is another

When making an investment, an investor does not look only at potential returns.

The investor also wants to trust that market rules will be enforced, that supervisory mechanisms will function, that information about the investment product is accurate, and that they will be able to exit the system when necessary.

Özdağ’s speech also raised allegations that investors who wanted to withdraw from funds, even at a loss, were unable to complete transactions on September 16–17.

This raises a critical question for the financial system:

If an investor can put money into the system but cannot withdraw it when a crisis occurs, what happens to that investor’s trust in the system?

For this reason, the issue is not merely the performance of a particular fund or daily price movements in the stock market.

The issue is the sense of trust that the financial system creates among citizens.

The same question applies to foreign investors

Given Türkiye’s need for financing, the issue cannot be evaluated solely from the perspective of domestic investors.

Özdağ connects the crisis in the fund market with legal certainty, transparency and market integrity. He also points out that foreign investors consider not only high returns, but also the reliable implementation of rules, transparency and market integrity.

From this perspective, a loss of confidence in financial markets can affect not only an investor’s portfolio but potentially the country’s external financing costs as well.

The economy, energy and finance are links in the same chain

Türkiye’s dependence on energy imports makes the financial picture even more complex.

Higher oil prices can increase the need for foreign currency and put pressure on the current account balance, inflation and the exchange rate.

In such an environment, the emergence of a confidence problem in financial markets shows that economic problems are not necessarily independent of one another. In his speech, Özdağ also addresses energy prices, foreign-currency requirements, inflation and the fund crisis within the same broader economic framework.

In other words, there is a much more direct connection than might be assumed between the money in citizens’ pockets and developments in international markets.

What does it mean to be an investor?

Perhaps this is the most important aspect of the debate.

When a person invests money in a fund, they do not simply acquire the status of an “investor.”

They also become a citizen who places trust in the rules of the financial system.

For this reason, investment culture should not be reduced merely to the question, “Which fund provides the highest return?”

What is the risk?

How is the fund managed?

Who is responsible for supervision?

How can an investor withdraw their money when necessary?

How transparent is the information?

Who will be held accountable if a problem arises?

These questions are at least as important as the rate of return.

Because money can indeed be a good servant.

But when the functioning of the financial system is not questioned, there is a risk that people may become dependent not on their money, but on the system itself.

The real need is trust

The central message of the financial section of Ümit Özdağ’s September 24 press conference can also be found here.

Özdağ argues that it is not sufficient to evaluate what happened solely through several portfolio management companies, and that the chain of systemic, legal, financial and administrative failures needs to be brought to light.

The expectation of citizens is actually quite simple:

Rules must be enforced.

Supervision must take place on time.

The market must be transparent.

The same rules must apply to everyone.

Investors must know what they are facing.

Because the most valuable asset in financial markets is not simply money.

It is trust.

And when trust is lost, what disappears is not merely a figure in an investment account; people’s confidence in the economic system itself can also be affected.

yilmazparlar@yahoo.com