24 Eylül 2026 Perşembe

Para, Yatırım ve Güven-Yılmaz Parlar

 

Para, Yatırım ve Güven

Fon Krizi Ne Anlatıyor?

Ümit Özdağ’ın fon krizi üzerinden gündeme taşıdığı soru; Finans sistemi kimin için çalışıyor?

“Büyük finans kuruluşları, müşterilerinin değil, kendilerinin kâr etmesi için kurulmuştur.”

Tony Robbins’in bu sözü, finans dünyasının en temel tartışmalarından birine dikkat çekiyor: Paranın sahibi ile parayı yöneten sistemin çıkarları her zaman aynı noktada buluşuyor mu?

Francis Bacon’ın yüzyıllar önce söylediği, “Para iyi bir hizmetkârdır, ama kötü bir efendidir” sözü ise meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor.

Çünkü para, doğru kullanıldığında insanın hayatını kolaylaştıran bir araçtır. Ancak para kazanma arzusu, finansal sistemin nasıl çalıştığına ilişkin sorgulamanın önüne geçtiğinde, yatırım ile risk arasındaki çizgi giderek belirsizleşebilir.

Bugün Türkiye’de tartışılan fon krizi de yalnızca rakamlardan ibaret bir finans meselesi olarak görülmemeli. Ortada aynı zamanda yatırımcı, denetim, şeffaflık ve güven soruları bulunuyor.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın 24 Eylül 2026 tarihli basın toplantısında yaptığı açıklamaların önemli bir bölümü tam da bu noktaya odaklandı.

455 bin yatırımcının gündeme geldiği kriz

Özdağ, konuşmasında 131 fonun işlemlerinin durdurulduğunu ve yaklaşık 455 bin yatırımcının bu süreçten etkilendiğini ifade etti. Ayrıca yaklaşık 20 milyar dolar düzeyinde bir zarardan söz etti.

Buradaki temel soru yalnızca “Ne kadar para kaybedildi?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Bu riskler ne zaman fark edildi ve yatırımcı neden daha erken korunamadı?

Özdağ’ın aktardığı bilgilere göre Sermaye Piyasası Kurulu'nun açıklamasında, 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonlarda şüpheli fiyat hareketlerinin gözlendiği belirtiliyor. Konunun 2 Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine geldiği, 3 Aralık'ta ise SPK bünyesinde bir çalışma grubu oluşturulduğu ifade ediliyor.

İşte tartışmanın en önemli noktası burada ortaya çıkıyor:

Risk daha önce görülmüşse neden sonuç bu noktaya geldi?

Yatırımcıya “piyasa riski” demek yeterli mi?

Finans piyasalarının temel kurallarından biri risk kavramıdır.

Her yatırımın bir riski vardır.

Ancak yatırımcının karşı karşıya olduğu risk ile sistem içerisinde meydana gelen olası manipülasyon veya denetim sorunları aynı şey değildir.

Özdağ da konuşmasında bu ayrımı özellikle vurguluyor ve vatandaşın yalnızca “piyasa riski var” denilerek yaşananların açıklanamayacağını savunuyor.

Bu noktada sıradan yatırımcının durumunu düşünmek gerekiyor.

Emekli maaşından para biriktiren bir vatandaş…

Çocuğunun eğitim masrafını karşılamak için yıllarca tasarruf eden bir aile…

Ev almak için para biriktiren bir çalışan…

İşletmesinin sermayesini değerlendirmek isteyen küçük bir girişimci…

Bunların tamamı finans piyasalarının içinde yer alabilir.

Dolayısıyla finansal sistemde meydana gelen büyük bir sorun, yalnızca profesyonel yatırımcıların veya büyük sermaye sahiplerinin problemi değildir.

Finansal güven, doğrudan vatandaşın hayatına dokunan bir meseledir.

Asıl mesele: Sistem neden çalışmadı?

Özdağ’ın açıklamalarında dikkat çeken noktalardan biri de tartışmayı belirli şirketlerin veya kişilerin üzerine bırakmak yerine daha geniş bir sistem sorgulamasına taşıması.

SPK ne biliyordu?

Ne zamandan itibaren biliyordu?

Hangi tedbirler alındı?

Hangi tedbirler alınmadı?

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bilgisi neydi?

Finansal İstikrar Komitesi'nde hangi konular görüşüldü?

Borsa İstanbul hangi sinyalleri gördü?

Ve en önemlisi:

Neden aylar boyunca büyüyen risk sonunda küçük yatırımcının üzerine kaldı?

Bu soruların tamamı, finans piyasalarının yalnızca para kazanma alanı olmadığını hatırlatıyor.

Finans piyasalarının temelinde güven vardır.

Para kazanmak başka, sisteme güvenmek başka

Bir yatırımcı yatırım yaparken yalnızca getiriye bakmaz.

Piyasadaki kuralların uygulanacağına, denetim mekanizmalarının çalışacağına, yatırım yaptığı ürünle ilgili bilgilerin doğru olduğuna ve gerektiğinde sistemden çıkabileceğine de güvenmek ister.

Özdağ’ın konuşmasında özellikle 16-17 Eylül tarihlerinde zararına dahi olsa fonlardan çıkmak isteyen yatırımcıların işlem yapamadığı yönündeki iddialar gündeme getiriliyor.

Burada finansal sistem açısından kritik soru ortaya çıkıyor:

Yatırımcı parasını sisteme sokabiliyor ama kriz anında sistemden çıkamıyorsa, yatırımcının sistem hakkındaki güveni ne olur?

İşte bu nedenle mesele yalnızca bir fonun performansı veya borsadaki günlük fiyat hareketleri değildir.

Mesele, finansal sistemin vatandaşta oluşturduğu güven duygusudur.

Yabancı yatırımcı açısından da aynı soru

Türkiye'nin finansman ihtiyacı düşünüldüğünde konu yalnızca yerli yatırımcı açısından da değerlendirilemez.

Özdağ, fon piyasasındaki kriz ile hukuk güvenliği, şeffaflık ve piyasa bütünlüğü arasında bağlantı kuruyor. Yabancı yatırımcının da yüksek getirinin yanında kuralların güvenilir biçimde uygulanmasını, şeffaflığı ve piyasa bütünlüğünü dikkate aldığını belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında finans piyasalarındaki güven kaybı, yalnızca yatırımcının portföyünü değil, ülkenin dış finansman maliyetlerini de ilgilendiren bir konu haline gelebilir.

Ekonomi, enerji ve finans aynı zincirin halkaları

Türkiye'nin enerji ithalatına bağımlılığı da finansal tabloyu daha karmaşık hale getiriyor.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş döviz ihtiyacını artırabilir; cari denge, enflasyon ve kur üzerinde baskı oluşturabilir.

Böyle bir ortamda finans piyasalarına ilişkin güven sorununun ortaya çıkması, ekonomik sorunların birbirinden bağımsız olmadığını gösteriyor. Özdağ da konuşmasında enerji fiyatları, döviz ihtiyacı, enflasyon ve fon krizini aynı ekonomik çerçevede ele alıyor.

Yani vatandaşın cebindeki para ile uluslararası piyasalardaki gelişmeler arasında sanıldığından çok daha doğrudan bir bağlantı bulunuyor.

Yatırımcı olmak ne demek?

Belki de bu tartışmanın en önemli tarafı burada.

Bir insan parasını bir fona yatırdığında sadece “yatırımcı” sıfatını kazanmış olmaz.

Aynı zamanda finansal sistemin kurallarına güvenen bir vatandaş haline gelir.

Bu nedenle yatırım kültürünün yalnızca “hangi fon daha çok kazandırıyor?” sorusuna indirgenmemesi gerekiyor.

Risk nedir?

Fon nasıl yönetiliyor?

Denetleyen kurum kim?

Yatırımcı gerektiğinde parasını nasıl çekebilir?

Bilgi ne kadar şeffaf?

Bir problem ortaya çıktığında kim hesap verecek?

Bunlar da en az getiri oranı kadar önemli sorular.

Çünkü para gerçekten iyi bir hizmetkâr olabilir.

Ancak finansal sistemin işleyişi sorgulanmadığında, insanın paraya değil, sistemin kendisine bağımlı hale gelmesi riski ortaya çıkar.

Asıl ihtiyaç güven

Ümit Özdağ’ın 24 Eylül basın toplantısındaki finans bölümünün en önemli mesajı da burada toplanıyor.

Özdağ, yaşananları yalnızca birkaç portföy yönetim şirketi üzerinden değerlendirmenin yeterli olmayacağını; sistemsel, hukuksal, finansal ve yönetimsel hata zincirinin ortaya çıkarılması gerektiğini savunuyor.

Vatandaşın beklentisi ise aslında oldukça basit:

Kurallar uygulansın.

Denetim zamanında yapılsın.

Piyasa şeffaf olsun.

Aynı kurallar herkes için geçerli olsun.

Yatırımcı neyle karşı karşıya olduğunu bilsin.

Çünkü finans piyasalarının en değerli varlığı sadece para değildir.

Güvendir.

Ve güven kaybolduğunda, kaybedilen yalnızca bir yatırım hesabındaki rakamlar olmaz; insanların ekonomik sisteme duyduğu inanç da bundan etkilenir.

yilmazparlar@yahoo.com

Money, Investment and Trust

What Does the Fund Crisis Tell Us?

The question raised by Ümit Özdağ through the fund crisis: Who does the financial system work for?

“Major financial institutions are established to make profits for themselves, not for their customers.”

This statement by Tony Robbins draws attention to one of the fundamental debates in the financial world: Do the interests of those who own the money and those who manage the money always coincide?

Francis Bacon’s centuries-old observation, “Money is a good servant but a bad master,” reveals another dimension of the issue.

Money, when used properly, is a tool that can make people’s lives easier. However, when the desire to make money takes precedence over questioning how the financial system operates, the line between investment and risk can become increasingly blurred.

The fund crisis currently being discussed in Türkiye should therefore not be viewed merely as a matter of financial figures. It also raises questions about investors, supervision, transparency and trust.

A significant part of the statements made by Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ at his press conference on September 24, 2026, focused precisely on this point.

A crisis involving 455,000 investors

In his speech, Özdağ stated that the transactions of 131 funds had been suspended and that approximately 455,000 investors had been affected by the process. He also referred to a loss of approximately 20 billion dollars.

The fundamental question is not only, “How much money was lost?”

The real question is:

When were these risks identified, and why were investors not protected earlier?

According to the information cited by Özdağ, the Capital Markets Board of Türkiye indicated that suspicious price movements had been observed in certain funds during the last quarter of 2025. It was stated that the issue was brought before the Financial Stability Committee on December 2, 2025, and that a working group was established within the Capital Markets Board on December 3.

This is where one of the most important points of the debate emerges:

If the risk had been identified earlier, why did the situation reach this point?

Is telling investors “there is market risk” enough?

One of the fundamental concepts of financial markets is risk.

Every investment carries risk.

However, the risk faced by an investor is not necessarily the same thing as possible manipulation or supervisory problems within the system.

Özdağ particularly emphasizes this distinction in his remarks, arguing that what happened cannot simply be explained to citizens by saying, “There is market risk.”

At this point, it is necessary to consider the situation of ordinary investors.

A citizen saving money from a pension…

A family saving for years to cover their child’s education…

A worker putting money aside to buy a home…

A small entrepreneur seeking to manage and invest the capital of their business…

All of them can participate in financial markets.

Therefore, a major problem within the financial system is not merely an issue for professional investors or large capital holders.

Financial trust is an issue that directly affects citizens’ lives.

The real issue: Why did the system fail?

One of the notable aspects of Özdağ’s statements is that he moves the discussion beyond specific companies or individuals and toward a broader examination of the system.

What did the Capital Markets Board know?

When did it know?

What measures were taken?

What measures were not taken?

What did the Ministry of Treasury and Finance know?

What issues were discussed within the Financial Stability Committee?

What signals did Borsa İstanbul observe?

And most importantly:

Why did the risk, which had been growing for months, ultimately fall on small investors?

All these questions remind us that financial markets are not merely places for making money.

At the foundation of financial markets lies trust.

Making money is one thing; trusting the system is another

When making an investment, an investor does not look only at potential returns.

The investor also wants to trust that market rules will be enforced, that supervisory mechanisms will function, that information about the investment product is accurate, and that they will be able to exit the system when necessary.

Özdağ’s speech also raised allegations that investors who wanted to withdraw from funds, even at a loss, were unable to complete transactions on September 16–17.

This raises a critical question for the financial system:

If an investor can put money into the system but cannot withdraw it when a crisis occurs, what happens to that investor’s trust in the system?

For this reason, the issue is not merely the performance of a particular fund or daily price movements in the stock market.

The issue is the sense of trust that the financial system creates among citizens.

The same question applies to foreign investors

Given Türkiye’s need for financing, the issue cannot be evaluated solely from the perspective of domestic investors.

Özdağ connects the crisis in the fund market with legal certainty, transparency and market integrity. He also points out that foreign investors consider not only high returns, but also the reliable implementation of rules, transparency and market integrity.

From this perspective, a loss of confidence in financial markets can affect not only an investor’s portfolio but potentially the country’s external financing costs as well.

The economy, energy and finance are links in the same chain

Türkiye’s dependence on energy imports makes the financial picture even more complex.

Higher oil prices can increase the need for foreign currency and put pressure on the current account balance, inflation and the exchange rate.

In such an environment, the emergence of a confidence problem in financial markets shows that economic problems are not necessarily independent of one another. In his speech, Özdağ also addresses energy prices, foreign-currency requirements, inflation and the fund crisis within the same broader economic framework.

In other words, there is a much more direct connection than might be assumed between the money in citizens’ pockets and developments in international markets.

What does it mean to be an investor?

Perhaps this is the most important aspect of the debate.

When a person invests money in a fund, they do not simply acquire the status of an “investor.”

They also become a citizen who places trust in the rules of the financial system.

For this reason, investment culture should not be reduced merely to the question, “Which fund provides the highest return?”

What is the risk?

How is the fund managed?

Who is responsible for supervision?

How can an investor withdraw their money when necessary?

How transparent is the information?

Who will be held accountable if a problem arises?

These questions are at least as important as the rate of return.

Because money can indeed be a good servant.

But when the functioning of the financial system is not questioned, there is a risk that people may become dependent not on their money, but on the system itself.

The real need is trust

The central message of the financial section of Ümit Özdağ’s September 24 press conference can also be found here.

Özdağ argues that it is not sufficient to evaluate what happened solely through several portfolio management companies, and that the chain of systemic, legal, financial and administrative failures needs to be brought to light.

The expectation of citizens is actually quite simple:

Rules must be enforced.

Supervision must take place on time.

The market must be transparent.

The same rules must apply to everyone.

Investors must know what they are facing.

Because the most valuable asset in financial markets is not simply money.

It is trust.

And when trust is lost, what disappears is not merely a figure in an investment account; people’s confidence in the economic system itself can also be affected.

yilmazparlar@yahoo.com

11 Eylül 2026 Cuma

Ümit Özdağ’dan Ekonomide Yeni Hamle-Yılmaz Parlar

 Ümit Özdağ’dan Ekonomide Yeni Hamle

Zafer Ekonomisi Programı Geliyor

Zafer Partisi, ekonomi politikalarında kendi alternatif modelini kamuoyunun gündemine taşımaya hazırlanıyor.

Özdağ, “Zafer Ekonomisi Programı”nın bu ay paylaşılacağını açıkladı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, partisinin ekonomi alanındaki hazırlıklarını da kamuoyuyla paylaştı.

Özdağ, yalnızca mevcut ekonomik politikalara yönelik eleştirilerle yetinmek yerine, Zafer Partisi’nin kendi ekonomi programını kamuoyunun tartışmasına açacağını açıkladı.

“Zafer Ekonomisi Programı” Kamuoyuna Sunulacak

Özdağ’ın açıklamasına göre, “Zafer Ekonomisi Programı” adı verilen çalışma hazırlanmış durumda ve programın bu ay kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor.

Özdağ, programın basılı hale getirildiğini belirterek, ekonomi kuruluşlarına da ulaştırılacağını ifade etti. Zafer Partisi’nin ekonomi ekibinin ilgili kuruluşları ziyaret ederek programın içeriğini anlatacağını kaydeden Özdağ, temel hedefin Türkiye’nin üretim ekonomisine geçişine yönelik parti politikalarını ortaya koymak olduğunu söyledi.

Bu açıklama, Zafer Partisi açısından ekonomik tartışmada dikkat çekici bir başlık oluştururken, partinin ekonomi politikalarını yalnızca iktidarın uygulamalarına yönelik eleştiriler üzerinden değil, kendi önerileri üzerinden de gündeme taşıma hazırlığında olduğunu gösteriyor.

Tartışmanın Merkezine “Üretim Ekonomisi”ni Koyuyor

Özdağ, basın toplantısında Türkiye ekonomisinin mevcut görünümüne ilişkin çeşitli değerlendirmelerde de bulundu.

Özdağ’ın açıklamalarında; enflasyon hedefleri, vatandaşın satın alma gücü, işsizlik, vergiler, gelir dağılımı, tarım, eğitim ve ekonomik hedefler gibi başlıklar geniş yer aldı. Mevcut ekonomi politikalarının Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığını savunan Özdağ, ekonomik yükün vatandaş üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Ancak basın toplantısının ekonomi açısından en dikkat çekici mesajı, bu eleştirilerin ardından Zafer Partisi’nin kendi ekonomik modelini ortaya koyacağını açıklaması oldu.

Köprü ve Otoyollar İçin Özelleştirme Eleştirisi

Özdağ’ın gündeminde kamu varlıklarına ilişkin kararlar da vardı.

Resmî Gazete’de yayımlanan kararla iki Boğaz köprüsü, sekiz otoyol ve dört çevre yolunun özelleştirme programına alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdağ, söz konusu uygulamaya karşı çıktı.

Özdağ, bu varlıkların uzun süreli işletme hakkının devredilmesinin kamu açısından gelecekte gelir kaybına yol açabileceğini savundu ve köprü ile otoyollardan elde edilebilecek gelirlerin kamu kaynakları açısından önemine dikkat çekti.

Bu değerlendirmeler, Zafer Partisi’nin ekonomi yaklaşımında kamu kaynakları, üretim, gelir dağılımı ve uzun vadeli ekonomik planlama başlıklarının öne çıktığına ilişkin bir çerçeve oluşturdu.

Ekonomi Programı Sahaya İnecek

“Zafer Ekonomisi Programı”nın açıklanmasının ardından ekonomik kuruluşlarla temas kurulacak olması da programın yalnızca yazılı bir metin olarak kalmayacağını ortaya koyuyor.

Özdağ, parti ekonomi ekibinin kuruluşları ziyaret ederek programı anlatacağını açıkladı. Böylece Zafer Partisi’nin ekonomi politikalarının iş dünyası ve ekonomik kuruluşlarla doğrudan paylaşılması hedefleniyor.

Bu yönüyle program, önümüzdeki dönemde Zafer Partisi’nin siyasi gündeminde önemli başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Ekonomiden Siyasete Uzanan Geniş Gündem

Özdağ’ın 10 Eylül tarihli “Türk Milleti Basın Toplantısı”nda ekonomi dışında Türkiye’nin siyasi ve hukuki gündemine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.

Özdağ, partisinin önümüzdeki hafta Türkiye genelinde yazılı bir açıklama ve imza kampanyası başlatacağını, vatandaşların PKK’nın affı ve anayasa değişiklikleri konusundaki görüşlerinin alınacağını açıkladı. Kampanyanın ardından konunun meydanlarda ve sahada gündeme taşınacağını belirtti.

Hukuk devleti ve yargı başlıklarında da değerlendirmelerde bulunan Özdağ, Türkiye’nin geleceği açısından hukuk güvenliği ve demokratik kurumların önemine ilişkin görüşlerini dile getirdi.

Yeni Dönemin Ekonomi Başlığı

Zafer Partisi açısından “Zafer Ekonomisi Programı”nın açıklanması, partinin önümüzdeki dönemde ekonomik tartışmalarda kendi çözüm önerilerini daha görünür hale getirmesi açısından yeni bir aşama olarak değerlendirilebilir.

Özdağ’ın açıklamasında öne çıkan temel unsur, eleştirinin ötesine geçerek alternatif bir ekonomi programının kamuoyunun önüne konulacak olması.

Programın bu ay kamuoyuyla paylaşılması ve ardından ekonomi kuruluşlarına yönelik ziyaretlerin başlamasıyla birlikte, Zafer Partisi’nin ekonomi politikalarının ayrıntıları da daha geniş biçimde tartışılabilecek.

Türkiye’nin ekonomik geleceğine ilişkin siyasi tartışmanın, önümüzdeki dönemde yalnızca mevcut uygulamaların sonuçları üzerinden değil, hangi ekonomik modelin Türkiye’yi üretime, istihdama ve sürdürülebilir büyümeye taşıyacağı üzerinden şekillenmesi bekleniyor.

Zafer Partisi ise bu tartışmaya “Zafer Ekonomisi Programı” ile kendi perspektifini koymaya hazırlanıyor.

yilmazparlar@yahoo.com

Ümit Özdağ Unveils New Economic Initiative

“Victory Economy Program” Set to Be Unveiled

The Victory Party is preparing to bring its own alternative economic model to the public agenda as part of its efforts to develop new economic policies.

Victory Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ announced that the party’s “Victory Economy Program” will be made public this month.

While addressing current issues in Turkey, Özdağ also shared details of his party’s preparations in the field of economics.

Rather than limiting its approach to criticism of existing economic policies, Özdağ said that the Victory Party would present its own economic program for public discussion.

“Victory Economy Program” to Be Presented to the Public

According to Özdağ, the “Victory Economy Program” has already been prepared and is scheduled to be released to the public this month.

Özdağ stated that the program had been printed and would also be delivered to economic organizations. He said that the party’s economic team would visit relevant institutions to explain the program, with the main objective being to outline the party’s policies for transitioning Turkey toward a production-based economy.

The announcement creates a notable new dimension in the Victory Party’s economic agenda, indicating that the party intends to put forward its own proposals rather than focusing solely on criticism of the government’s economic policies.

“Production Economy” at the Center of the Debate

Özdağ also addressed various aspects of Turkey’s current economic situation during the press conference.

His remarks covered issues including inflation targets, citizens’ purchasing power, unemployment, taxation, income distribution, agriculture, education and economic objectives. Özdağ argued that current economic policies were insufficient to resolve Turkey’s structural problems and drew attention to the impact of the economic burden on citizens.

However, one of the most notable economic messages of the press conference was the announcement that the Victory Party would put forward its own economic model following these criticisms.

Criticism of the Privatization of Bridges and Highways

Özdağ also addressed decisions concerning public assets.

Commenting on the decision published in the Official Gazette to include two Bosphorus bridges, eight highways and four ring roads in the privatization program, Özdağ opposed the move.

He argued that transferring long-term operating rights could result in future revenue losses for the public sector and emphasized the importance of revenues generated by bridges and highways as a public resource.

These remarks point to a broader framework in the Victory Party’s economic approach, in which public resources, production, income distribution and long-term economic planning are expected to play a prominent role.

Economic Program to Reach the Field

The planned engagement with economic organizations following the release of the “Victory Economy Program” indicates that the initiative is not intended to remain merely a written document.

Özdağ said that the party’s economic team would visit relevant organizations to present and explain the program. The aim is to communicate the Victory Party’s economic policies directly to the business community and economic institutions.

In this respect, the program is expected to become one of the significant issues on the Victory Party’s political agenda in the coming period.

A Broader Agenda from Economics to Politics

Özdağ’s September 10 “Turkish Nation Press Conference” also included assessments of Turkey’s political and legal agenda in addition to economic issues.

Özdağ announced that the party would launch a nationwide written statement and signature campaign the following week to gather citizens’ views on the issue of a possible amnesty for the PKK and proposed constitutional changes. He stated that the issue would subsequently be brought to public squares and addressed through field activities.

Addressing the rule of law and judiciary, Özdağ also expressed his views on the importance of legal certainty and democratic institutions for Turkey’s future.

A New Economic Chapter

For the Victory Party, the announcement of the “Victory Economy Program” may represent a new stage in making its own economic proposals more visible in the country’s economic debate.

The central element of Özdağ’s announcement is the intention to move beyond criticism and place an alternative economic program before the public.

With the program expected to be released this month and subsequent visits to economic organizations planned, the details of the Victory Party’s economic policies are likely to become the subject of broader discussion.

Turkey’s economic debate is expected to increasingly focus not only on the results of current policies, but also on which economic model can move the country toward production, employment and sustainable growth.

The Victory Party is preparing to contribute its own perspective to this debate through its “Victory Economy Program.”

 yilmazparlar@yahoo.com

3 Eylül 2026 Perşembe

Ümit Özdağ,Türkiye’nin geleceği milli iradeyle belirlenmeli-Yılmaz Parlar

“Türkiye’nin Geleceği Siyaset Mühendisliğiyle Şekillendirilemez”

Özdağ’dan Türkiye Gündemine Sert ve Kapsamlı Mesaj, “Türkiye’nin Geleceği Siyaset Mühendisliğiyle Şekillendirilemez”

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısı’nda ekonomi, hukuk, terör süreci, Amedspor tartışmaları, Kıbrıs, Yunanistan-İsrail hattı ve yaklaşan seçimlere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Basın toplantısının en geniş bölümlerinden biri ekonomi oldu.

Özdağ’ın basın toplantısının ana mesajı, “Türkiye’nin geleceği milli iradeyle belirlenmeli”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Türk Milleti Basın Toplantısı, tek bir gündem başlığının değil, Türkiye'nin güvenlikten ekonomiye, hukuktan dış politikaya kadar karşı karşıya bulunduğunu savunduğu çok katmanlı sorunların ele alındığı kapsamlı bir siyasi değerlendirme niteliği taşıdı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, düzenlediği Türk Milleti Basın Toplantısı’nda Türkiye’nin iç ve dış gündemini çok başlıklı bir değerlendirmeyle ele aldı.

Ekonomiden hukuka, terörle mücadeleden siyasetin yeniden şekillendirilmesine, spordan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki gelişmelere kadar birçok başlıkta iktidara ve muhalefete yönelik eleştiriler yönelten Özdağ, Türkiye’nin geleceğinin siyasi mühendisliklerle belirlenmesine karşı uyarıda bulundu.

Özdağ’ın açıklamalarında dikkat çeken ana eksenlerden biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve milli irade vurgusu oldu.

“Türkiye’nin geleceği masa başında belirlenemez”

CHP Genel Merkezi’nde il ve belediye başkanlarına yönelik gerçekleştirildiğini belirttiği bir toplantıda Türkiye’nin geleceğine ilişkin “dört partili” bir siyasi yapıdan söz edildiğini öne süren Özdağ, bunun Türkiye açısından ciddi bir siyasi tartışma olduğunu savundu.

Özdağ, söz konusu değerlendirmeleri ABD ve iktidarın tercihleriyle ilişkilendirerek CHP yönetimine yönelik sert eleştirilerde bulundu. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ve bağımsızlık anlayışına vurgu yapan Özdağ, Türkiye’nin siyasi geleceğinin dış etkiler veya siyasi hesaplarla şekillendirilmesine karşı çıktı.

Özdağ’dan Muharrem İnce’ye, “Siyasette asıl mesele sorumluluk”

Basın toplantısında Muharrem İnce’nin parti kurma ve siyasette harcanan para üzerinden yaptığı açıklamalara da yanıt veren Özdağ, parti kurmanın ciddi bir siyasi sorumluluk olduğunu belirtti.

Zafer Partisi’nin finansmanına ilişkin olarak ise parti hesaplarının devlet denetimine tabi olduğunu söyleyen Özdağ, partinin çalışmalarının öğrenciler, memurlar ve esnaf dahil farklı kesimlerden gelen bağışlarla sürdürüldüğünü ifade etti.

Hukuk mesajı, “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz”

Özdağ’ın konuşmasının önemli başlıklarından biri de yargı bağımsızlığı oldu.

Adli yıl açılışında Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in Mustafa Kemal Atatürk’ün adalet ve bağımsız yargıya ilişkin sözünü kullanmasına dikkat çeken Özdağ, bu ifadeyi mevcut hukuk düzenine yönelik önemli bir uyarı olarak değerlendirdi.

Özdağ, Türkiye’de hukuk uygulamalarının siyasi kimliklere göre farklılaşmaması gerektiğini savunarak, yargı sisteminin bütün unsurlarının bu konu üzerinde düşünmesi gerektiğini söyledi.

Amedspor tartışması, “Gerilim alanına dönüşmemeli”

Amedspor üzerinden yaşanan tartışmalara da geniş yer veren Özdağ, takımın maçlarının spor müsabakası niteliğinden çıkarak gerilim alanlarına dönüşmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.

Özdağ, Zafer Partisi’nin daha önce yaptığı değerlendirmelerde taraftarların provokasyonlara karşı soğukkanlı davranması gerektiğini savunduğunu hatırlattı.

İstanbul’da bazı futbol taraftar gruplarına yönelik olduğu ileri sürülen güvenlik baskılarını da gündeme getiren Özdağ, spor alanlarının siyasi gerilimlerin çatışma zeminine dönüşmemesi gerektiğini belirtti.

“Kamu kaynakları siyasi saiklerle değil, ekonomik rasyonaliteyle kullanılmalı”

Kamu bankalarının yurt dışından sağlanan kredilerin Diyarbakır’da kullanılacağı yönündeki açıklamalarına da değinen Özdağ, kamu kaynaklarının dağıtımında ekonomik kriterlerin esas alınması gerektiğini söyledi.

“Ekonomik olarak rasyonelse Diyarbakır’daki firmaya verin; değilse ekonomik olarak rasyonel olan bölgeye yönlendirin” görüşünü dile getiren Özdağ, kamu kurumlarının görevinin siyaset yapmak değil, kendilerine emanet edilen kaynakları yasalara uygun ve kamu yararını gözeterek kullanmak olduğunu savundu.

Doğu ve Güneydoğu için dikkat çeken uyarı

Özdağ, konuşmasının bir bölümünde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve eski emniyet müdürü Mahmut Karaaslan’ın bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini aktaran Özdağ, devletin yanında olduğunu düşündüğü vatandaşların kendilerini baskı altında veya yalnız bırakılmış hissetmesinin ciddi bir güvenlik ve toplumsal bütünlük sorunu oluşturabileceğini ileri sürdü.

Özdağ, geçmişte yaşanan hendek sürecini hatırlatarak benzer bir tablonun ortaya çıkmaması gerektiğini savundu.

Ekonomide “yüzde 2,3” vurgusu, “Büyüme yeterli değil”

Basın toplantısının en geniş bölümlerinden biri ekonomi oldu.

2026 yılının ikinci çeyreğine ilişkin büyüme oranının yüzde 2,3 olarak açıklanmasını değerlendiren Özdağ, bu oranın Türkiye ekonomisinin yeterince güçlü büyümediğini gösterdiğini savundu.

Tüketim ve yatırımın yavaşladığını, sanayinin zayıfladığını ve ihracatta gerilemenin sürdüğünü öne süren Özdağ; enflasyon, işsizlik ve atıl iş gücü üzerinden hükümetin ekonomi politikalarını eleştirdi.

Vergiler üzerinden iktidara eleştiri

Özdağ ayrıca yüksek vergiler ve vatandaşın satın alma gücü üzerinden hükümete yönelik eleştirilerini sürdürdü.

Telefon ve otomobil alımında ürün bedeline yaklaşan veya onu aşan vergi yükleri bulunduğunu savunan Özdağ, yüksek vergilerin ekonomik büyümeye yeterince dönüşmediğini ileri sürdü.

Türkiye'nin üretim, sanayi ve tarımdan uzaklaştırıldığını savunan Özdağ, devletin borçlanma yoluyla mevcut ekonomik yapıyı sürdürmeye çalıştığını iddia etti.

“Merkez Bankası ile Hazine rakamları arasında dikkat çekici fark var”

Özdağ, enflasyon hedefleri ile Hazine'nin borçlanma maliyetleri arasında bulunduğunu söylediği farka da dikkat çekti.

Merkez Bankası'nın gelecek yıllara ilişkin enflasyon hedeflerini hatırlatan Özdağ, Hazine'nin iç borçlanma ihalelerindeki yüksek faiz oranlarını bu hedeflerle karşılaştırarak ekonomi yönetiminin kendi içinde çelişen göstergeler ortaya koyduğunu savundu.

Seçim mesajı: “Seçimlerden sonra bunlar bizim derdimiz olacak”

Yaklaşan seçimlere ilişkin de mesaj veren Özdağ, iktidarın seçim döneminde yeni ekonomik vaatlerde bulunacağını ancak bu vaatlerin finansmanının yeni borçlanma ve kamu varlıklarının kullanılması yoluyla sağlanabileceğini ileri sürdü.

Türkiye'de siyasi dengelerin değişeceğini savunan Özdağ, Zafer Partisi'nin seçim sonrasında ülke yönetiminde sorumluluk üstlenmeye hazırlandığını ifade etti.

Terör süreci konusunda “Cumhuriyet’in geleceği” uyarısı

Özdağ’ın açıklamalarında en sert başlıklardan biri de PKK ile yürütüldüğünü söylediği yeni süreç oldu.

Sürecin başlangıcındaki hedeflerle bugün gelinen noktanın birbirinden farklı olduğunu savunan Özdağ, PKK'nın kendisini feshetmesi yerine Cumhuriyet'in temel yapısının tartışmaya açıldığı yönündeki değerlendirmesini dile getirdi.

Özdağ ayrıca Abdullah Öcalan'a yönelik olduğu iddia edilen yeni düzenlemeler ve anayasa değişikliği tartışmaları üzerinden hükümete yönelik ağır eleştiriler yöneltti. Ancak bu bölümde dile getirilen çeşitli senaryolar ve iddialar, Özdağ’ın kendi siyasi değerlendirmeleri olarak kamuoyuna yansıdı.

İran, Suriye ve PJAK üzerinden bölgesel güvenlik senaryosu

Özdağ, PKK'nın silah bırakacağı yönündeki beklentilere de şüpheyle yaklaştığını belirterek örgütün silahlarını Suriye ve İran'daki yapılanmalara kaydırabileceğini öne sürdü.

İran'da yaşanabilecek olası gelişmelerin Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebileceğini savunan Özdağ, Ankara'nın bölgesel gelişmeler karşısında nasıl bir politika izleyeceğinin kritik önem taşıdığını söyledi.

Atina ve Tel Aviv'e mesaj, “Türkiye'nin güvenliği göz ardı edilmemeli”

Konuşmasının dış politika bölümünde Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliğine de değinen Özdağ, Yunanistan'ın Türkiye ile olası bir askeri çatışmaya yönelik politikalar izlememesi gerektiğini savundu.

Türkiye ile Yunanistan halkları arasında düşmanlık bulunmadığını belirten Özdağ, Atina yönetimine gerilimden uzak durma çağrısında bulundu.

İsrail'in bölgesel politikalarını da eleştiren Özdağ, Tel Aviv yönetimine Türkiye ile doğrudan karşı karşıya gelmenin ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Türkiye'nin bölgesel ağırlığına vurgu yapan Özdağ, İsrail'in bölge ülkeleriyle ilişkilerinde çatışma yerine barışçı politikaları tercih etmesi gerektiğini ifade etti.

Gökçek ve Davutoğlu soruşturmaları için “Hukuk herkese eşit uygulanmalı” mesajı

Basın toplantısının soru-cevap bölümünde ise eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında başlatıldığı belirtilen soruşturma ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatıldığı belirtilen soruşturma gündeme geldi.

Gökçek hakkında yürütülen soruşturmanın sonucunun görülmesi gerektiğini söyleyen Özdağ, soruşturma süreçlerinde iktidar ve muhalefet mensuplarına farklı hukuk uygulanıp uygulanmadığının önemli olduğunu belirtti.

Davutoğlu hakkında başlatıldığı belirtilen soruşturmaya ilişkin de benzer bir karşılaştırma yapan Özdağ, kendisinin geçmişte gözaltına alınma biçimiyle başka siyasetçilere yönelik uygulamalar arasında fark olup olmayacağının takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Özdağ’ın konuşmasının merkezinde

Hukuk devleti, ekonomik bağımsızlık, milli güvenlik, terörle mücadele ve Türkiye’nin siyasi geleceğinin milli irade temelinde şekillenmesi mesajı yer aldı.

Zafer Partisi lideri, açıklamaları boyunca iktidara olduğu kadar muhalefete de eleştiriler yönelterek, Türkiye'nin önündeki dönemin yalnızca bir iktidar değişikliği değil, ülkenin devlet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve milli güvenlik anlayışı açısından kritik bir eşik olduğunu savundu.

Değerlendirme

Muharrem İnce’nin polemik içeren sözleri karşısında, olgun bir siyaset lideri olan Ümit Özdağ’ın ortaya koyduğu yaklaşımın bizlere verdiği mesajdan şu sonucu çıkardık:

Elbette parti kurmak turşu kurmaya benzemez.

Parti kurmak; bir ülkenin geleceğine ilişkin fikir, program ve kadro ortaya koymak, milletin karşısına çıkıp “Ben bu ülkeyi şu anlayışla yönetmeye talibim” diyebilmektir.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, siyaseti küçümseyen benzetmeler değil; Türkiye’nin sorunlarına çözüm üreten, bedel ödemekten ve sorumluluk almaktan çekinmeyen siyasi kadrolardır.

Siyaset yapmak herkesin demokratik hakkıdır. Millet kararını sandıkta verir.

Zafer Partisi’nin ölçüsü bellidir, Türkiye’nin birliği, güvenliği, ekonomik bağımsızlığı ve Türk milletinin geleceği.

Gerisi polemiktir.

yilmazparlar@yahoo.com

Ümit Özdağ, “Türkiye’s Future Cannot Be Shaped by Political Engineering”

“Türkiye’s Future Must Be Determined by the National Will”

Özdağ Delivers a Strong and Comprehensive Message on Türkiye’s Agenda: “Türkiye’s Future Cannot Be Shaped by Political Engineering”

Zafer Party leader Ümit Özdağ addressed Türkiye’s economy, rule of law, the terrorism process, the Amedspor controversy, Cyprus, the Greece-Israel axis and the upcoming elections during the Turkish Nation Press Conference.

The economy was one of the most extensively discussed issues at the press conference.

The Main Message of Özdağ’s Press Conference: “Türkiye’s Future Must Be Determined by the National Will”

Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ addressed Türkiye’s domestic and foreign agenda at the “Turkish Nation Press Conference”, delivering a comprehensive assessment of developments ranging from the economy and rule of law to terrorism, political restructuring, football-related tensions, Cyprus and the Türkiye-Greece-Israel regional equation.

The central message of Özdağ’s address was that Türkiye’s future should be determined by the national will, rather than political engineering or calculations.

Özdağ argued that Türkiye is facing a critical period involving intertwined challenges in national security, the economy, the judiciary and foreign policy. He emphasized the principles of national sovereignty, the rule of law, economic independence and national security.

“Türkiye’s future cannot be decided behind closed doors”

Özdağ criticized what he described as discussions concerning the possibility of a four-party political structure in Türkiye. Referring to a meeting he said was held at the Republican People’s Party (CHP) headquarters, he argued that Türkiye’s political future should not be shaped by external influence or political calculations.

He also emphasized the founding principles of the Republic of Türkiye and Mustafa Kemal Atatürk’s understanding of independence.

Response to Muharrem İnce: “Politics is also a matter of responsibility”

Özdağ also responded to comments by Muharrem İnce concerning political party formation and campaign spending.

While stressing that establishing a political party is a serious responsibility, Özdağ said Zafer Party’s finances are subject to state oversight. He stated that the party has continued its political activities with donations from various segments of society, including students, civil servants and tradespeople.

Judicial independence at the center of Özdağ’s criticism

Another major issue raised by Özdağ was the independence of the judiciary.

Referring to remarks by Chief Justice Ömer Kerkez at the opening of the judicial year, Özdağ highlighted Atatürk’s emphasis on judicial independence and argued that the statement should be regarded as an important warning concerning the current understanding of law.

He maintained that the application of justice should not differ according to political identity and called on all elements of the judiciary to consider the issue.

Amedspor debate: “Sports must not become an arena of political tension”

Özdağ devoted considerable attention to the controversy surrounding Amedspor, expressing concern that football matches could turn into areas of political and social tension.

He recalled Zafer Party’s previous call for supporters to remain calm and avoid provocations. Özdağ also raised allegations of pressure on football fan groups in Istanbul, arguing that sporting events should not become grounds for political confrontation.

Call for rational use of public resources

Özdağ also addressed statements concerning the use of foreign-sourced loans in Diyarbakır.

He argued that public resources should be allocated according to economic rationality rather than political considerations, stressing that public institutions have a responsibility to use entrusted funds lawfully and in the public interest.

Warning over developments in eastern and southeastern Türkiye

The Zafer Party leader also discussed developments in eastern and southeastern Türkiye.

Citing assessments by Zafer Party Deputy Chairman and former police chief Mahmut Karaaslan, Özdağ argued that citizens who have historically identified themselves with the state and national institutions should not be left feeling abandoned or under pressure.

He referred to the violence of the past “trench” period and warned against the emergence of a similar environment.

Economy: Özdağ highlights 2.3% growth

Economic conditions constituted one of the most extensive sections of the press conference.

Referring to the 2.3% growth rate announced for the second quarter of 2026, Özdağ argued that the figure indicated insufficient economic growth.

He criticized what he described as slowing consumption and investment, weakening industrial activity and continuing pressure on exports, while also raising concerns over inflation, unemployment and underutilized labor.

Taxes and purchasing power

Özdağ continued his criticism of the government by focusing on high taxation and declining purchasing power.

He argued that the tax burden on products such as mobile phones and automobiles can approach or exceed the price of the products themselves, and maintained that high taxation has not translated sufficiently into economic growth.

He further argued that Türkiye has moved away from production, industry and agriculture and that the government is relying increasingly on borrowing to sustain the existing economic structure.

Inflation targets and borrowing costs

Özdağ also drew attention to what he described as a significant gap between inflation targets and government borrowing costs.

Comparing the Central Bank’s projected inflation figures with interest rates in Treasury domestic borrowing auctions, he argued that the figures point to conflicting signals within Türkiye’s economic management.

Election message: “After the elections, these will become our responsibility”

Looking ahead to the next elections, Özdağ argued that new economic promises would increasingly emerge but questioned how such promises would be financed.

He suggested that additional borrowing and the use of remaining public assets could become the means of financing election-period promises.

Özdağ stated that political balances in Türkiye would change and said Zafer Party was preparing to assume responsibility for governing the country after the elections.

Warning over the terrorism process and the future of the Republic

One of the strongest sections of Özdağ’s speech concerned what he described as a new process involving the PKK.

He argued that the objectives stated at the beginning of the process differed significantly from the current situation and claimed that, rather than the PKK dissolving itself, the fundamental structure of the Republic was now being placed under discussion.

Özdağ also criticized what he described as alleged arrangements concerning Abdullah Öcalan and constitutional change. These scenarios and claims were presented by Özdağ as his own political assessments.

Iran, Syria and PJAK: a regional security warning

Özdağ expressed skepticism about expectations that the PKK would fully disarm, arguing that the organization could potentially relocate weapons and capabilities to structures in Syria and Iran.

He warned that developments in Iran could directly affect Türkiye’s national security and stressed the importance of Ankara’s response to possible regional developments.

Message to Athens and Tel Aviv

Addressing foreign policy, Özdağ criticized defense cooperation between Greece and Israel and argued that Greece should avoid policies that could lead to military confrontation with Türkiye.

He stressed that there was no inherent hostility between the Turkish and Greek peoples and called on Athens to avoid escalating tensions.

Özdağ also criticized Israel’s regional policies, warning that a direct confrontation with Türkiye could have serious consequences. He called for regional policies based on peace rather than confrontation.

Gökçek and Davutoğlu investigations: “The law must be applied equally”

During the question-and-answer session, Özdağ was also asked about investigations reportedly launched against former Ankara Metropolitan Mayor Melih Gökçek and former Prime Minister Ahmet Davutoğlu.

Regarding Gökçek, Özdağ said the outcome of the investigation should first be seen, while questioning whether the legal process applied equally to government and opposition figures.

On the investigation reportedly launched against Davutoğlu, Özdağ similarly questioned whether the former prime minister would be treated differently from opposition figures during the judicial process.

The central message

At the heart of Prof. Dr. Ümit Özdağ’s address were the rule of law, economic independence, national security, the fight against terrorism and the principle that Türkiye’s political future must be shaped by the national will.

Throughout the press conference, the Zafer Party leader directed criticism not only at the government but also at the opposition, arguing that Türkiye is approaching a critical threshold concerning the structure of the state, economic independence and national security.

Assessment

Against Muharrem İnce’s polemical remarks, we draw the following conclusion from the approach demonstrated by Ümit Özdağ as a mature political leader:

Of course, founding a political party is not like making pickles.

Founding a political party means presenting ideas, a program and a team for the future of a country, and having the courage to stand before the people and say, “I am prepared to take responsibility for governing this country according to this vision.”

What Türkiye needs today is not political rhetoric that trivializes politics, but political cadres capable of producing solutions to Türkiye’s problems and willing to take responsibility and pay the price when necessary.

Engaging in politics is everyone’s democratic right. The people make the final decision at the ballot box.

The Zafer Party’s measure is clear: Türkiye’s unity, security, economic independence and the future of the Turkish nation.

Everything else is polemics.

yilmazparlar@yahoo.com